Kandan yapılan PSA testi, prostat biyopsisi ya da parmakla yapılan fiziksel muayene ile prostat kanserine tanı konulmaktadır. Hastaya ilk olarak fiziksel muayene ve PSA testi yapılır. Kanser şüphesi uyandıran vakalarda biyopsi istenir. Bu 3 işlem yapıldıktan sonra prostat kanserine kesin tanı konur ve cerrahiye ihtiyaç duyulup duyulmadığına karar verilir. Bütün prostat kanserleri risk teşkil etmez, operasyona gerek kalmayabilir.

Prostat Kanseri Parmakla Muayene

Prostat Kanseri Teşhisi         Prostat kanseri teşhisinde parmakla muayene yöntemi kullanılır. Anüsten parmak mesafesinde bulunan prostat, muayene de hissedilebilen bir organdır. Anüsten yapılan kolay bir fiziksel muayene ile prostatın sertliği ve büyüklüğüne bakılarak önem taşıyan ipuçları elde edilir. Prostatta hissedilen sertlik kanser oluşumuna dair şüphe uyandırır. Prostat kanseri teşhisinde parmakla muayene tek başına yeterli değildir.

Prostat Kanseri PSA Testi

        PSA testi prostat kanseri teşhisinde kullanılan bir işlemdir. Prostat Spesifik Antijen, kısa adıyla PSA, prostattaki normal doku hücrelerinden ve olası kanser hücrelerinden salgılanarak kana eklenmektedir. Bu nedenle hastanın kanı alınarak PSA değerleri incelenir. PSA, prostat kanserine kesin tanı koymak için tek başına yeterli değildir. Prostat kanseri tedavisinde uygulanacak operasyonlardan sonra belli periyotlarda PSA takibi yapılmalıdır. Cerrahiden sonra PSA’da görülen yükseklik, kanserin temizlenemediğini ya da nüks ettiğini ifade eder. Bu tip vakalarda ek olarak radyoterapi uygulanması gerekebilir. PSA testi, teşhisten ziyade kanserin takibinde önemli bir rol oynamaktadır.

Prostat Kanseri Biyopsisi

        Prostat kanserinde kesin teşhis ancak 12 - 15 kadran biyopsinin patolojik incelenmeleriyle konmaktadır. Yapılacak biyopsinin tecrübeli bir patoloji bölümü tarafından değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Yapılan biyopsinin neticesinde kanser tespit edilmeyebilir. PSA testinden ve prostat fiziksel muayeneden elde edilen her anormal durum kanser olduğu anlamına gelmez. Bu yüzden prostat kanseri teşhisinde prostat biyopsisi önem taşır.

        Yapılan biyopside kanser bulgusuna rastlanmışsa, kanserin saldırganlık derecesi de rapor edilir. Prostat kanseri 4 grupta sınıflanır. Vücuttaki yayılma oranına göre düşük, orta, yüksek ve çok yüksek risk grubu kanserler olarak kabul edilir. Prostat kanserinin yüzde 45’i düşük risk grubu sınıfına girmektedir. Düşük risk grubundaki prostat kanserleri yayılmazlar ve hayati tehlike oluşturmazlar (Gleason sınıflamasına göre 3+3 ve bazı 3+4 kanserler), bu risk grubunda cerrahi müdahaleye ihtiyaç yoktur. Düşük risk grubu prostat kanserlerinin aktif izleme alınması gereklidir. Aktif izlemde 3 aylık periyotlarla hastanın kanından PSA değeri ölçülür ve 1 yıl arayla biyopsi yapılır.

        Orta ve yüksek risk grubundaki prostat kanserlerine tedavi şarttır. Gleason 4+4, 5+4, 4+5, 5+5 kanserler anarşist yapıdadır. Kanser hücrelerinin saldırganlığı ne kadar fazla ise o kadar hayati tehlike oluşturur. Orta ve yüksek risk grubu prostat kanserleri aritmetik sıralama ile vücuda yayılmaktadırlar. Önce çevresindeki lenf kanalları dediğimiz beyaz kan damarları aracılığıyla yakın lenf düğümlerine ulaşırlar. Buradan yukarıdaki ana damarlara, uzakta bulunan lenf düğümlerine erişirler. Sonrasında ise kan aracılığıyla ilk olarak kemiğe ve diğer organlara sıçrarlar. Uygulanacak tedavi yöntemine karar verilme aşamasında kemik sintigrafisi, bilgisayarlı tomografi ve MRI görüntüleme yöntemleri de gerekli olabilir. Özetle prostat kanseri teşhisinde prostat biyopsisi önemli rol oynar. Alınan dokuları iyi bir patolog tarafından incelenmesi ayrıca önemlidir.

Prostat Kanseri hakkında detaylı bilgi için Tıklayınız.